Son Dakika: WEB SİTESİ OLMAYANLARA FIRSAT
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim
Arşiv Online Ziyaretçi: 1647 kişi  
Güncel
Ayetler
Hadisler
Tarikatlar
Cemaatler
Soru-Cevap
Sonsuz Nur
Halifeler
Alevilik
Kadın Hakları
İslamda Cinsellik
Tesettür
Medya
Dergiler
Kitaplar
Kur'an Dinle

SECDE SURESİ 7 - 9


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile

O (Allah) ki, yarattığı herşeyi güzel yapan ve insanı yaratmaya da çamurdan başlayan O'dur. Sonra insanın neslini hakir bir sudan teşekkül eden bir nutfeden yaratmıştır. Sonra onu düzeltip tamamlamış ve ona kendi ruhundan üfürmüştür. Sizin için kulaklar, gözler ve kalplaer yaratmıştır. Siz pek az şükrediyorsunuz.


SEYYİD KUTUP FİZİLALİ-L KURAN


Hiç kuşkusuz, bu mükemmel estetiğe ve olağanüstü yapıya sahip varlık aleminde çıkılan bu değerli yolculukta Kur'an-ı Kerim'i düşünelim ve ondan faydalanalım diye dikkatimizi bu güzelliğe çekiyor ve bu amaçla şöyle diyor: Ki, her şeyin yaratılışını güzel yaptı. Böylece şu büyük varlık alemindeki güzel ve alımlı noktaları araştırıp ortaya çıkarması için insan kalbini uyarıp, bu yönde teşvik ediyor.

Ki, her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı. Yüce Allah'ın insanı çamurdan yaratmaya başlaması, O'nun yaratmadaki güzelliğinin bir belirtisidir. Bu ifadeden çamurun başlangıç olduğunu ve bunun yaratılışın ilk aşaması olduğunu anlamak mümkündür.

Ancak çamur aşamasından sonra gelen aşamaların sayısı, süre ve zamanlarına ilişkin bir açıklama yer almıyor. Dolayısıyla bu alanda yapılacak bir araştırma için kapı her zaman açıktır. Özellikle bu ayet "İnsan, süzme çamurdan yaratılmıştır." (Mü'minun Suresi, 1-2) anlamındaki ayete eklendiği zaman, insanın çamurdan yaratılışına ve bu yaratılış aşamasına işaret edildiği anlamını çıkarmak mümkündür. Bu çamur, yüce Allah'ın insanın içine hayat üflenmesinden önceki aşama olabilir. Hiç kuşkusuz bu, hiç kimsenin çözemediği bir sırdır. İçeriği nedir, nasıl meydana gelmiştir, kimse bilmiyor. Bu canlı hücreden insan meydana gelmiştir. Ama Kur'an-ı Kerim bunun nasıl gerçekleştiğini, ne kadar sürede ve kaç aşamada tamamlandığını belirtmiyor. Bu aşamaların incelenmesi meselesi doğru ve sağlıklı bir araştırmaya bırakılmıştır. Bu araştırmanın, Kur'an-ı Kerim'in insanın ilk yaratılışının çamurdan başladığına ilişkin kesin hükmü ile çelişen bir yönü yoktur. Burası Kur'an-ı Kerim'in içerdiği kesin gerçeğe dayanmakla, sağlıklı bir araştırmanın ortaya çıkardığı gerçekleri kabul etmenin arasındaki güvenli bölgedir.

Yeri gelmişken şunu da söyleyelim ki, türlerin bir dizi evrimle tek hücreden insana doğru birtakım evreler geçirdiğini, bu oluşum sırasında ardarda birtakım varoluş ve gelişme halkalarının olduğunu böylece insanın aslını maymundan üstün, ama insandan aşağı bir hayvana indirgeyen Darwin'in evrim teorisi, bu noktada yanlış bir teori olarak beliriyor. Darwin teorisinin başladığı sıralarda bilinmeyen genlerin soy taşıyıcıları-ortaya çıkarılması, türden türe evrimleşme teorisini çürütmüştür. Çünkü her türün hücresinde yer alan genler vardır. Bunlar o türün özelliklerini belirleyip korurlar. Bunlar bir canlının, doğduğu türün çerçevesinde gelişme göstermesini, kesinlikle türünün dışına çıkmamasını, yeni bir tür olarak evrimleşmemesini zorunlu kılarlar.

Örneğin; kedinin asli kedidir ve asırlar boyunca hep kedi kalacaktır. Köpek de öyle. At, maymun ve insan için de geçerlidir bu zorunluluk. Soya çekim teorilerine göre en fazla olabilecek şey bir türün başka bir türe geçiş yapmadan kendi türünün sınırları içinde gelişmesidir. Bu ise, bazı aldanmış insanların hiçbir zaman çürütülemeyecek bilimsel bir gerçek olduğunu sandıkları Darwin teorisinin, önemli bir kısmını geçersiz kılmaktadır.

Sonra onun soyunu nutfeden, hakir bir suyun özünden çoğalttı.


Ceninin gelişmesinin ilk aşaması olan bir damla sudan... Basit bir damla sudan başlayan hayat zinciri içinde, ceninin gelişmesi şu şekilde gerçekleşir: Bir damla sudan kan pıhtısına, oradan bir çiğnem ete, oradan ceninin gelişmesinin tamamlanış noktası olan kemiğe... Bu bayağı suyun, bir damlacığını olağanüstü ve komplike bir yapıya sahip insan haline gelene kadar geçtiği evrelerin özelliklerine bakıldığında, ortada dehşet verici bir varoluş süreci görülecektir. Hiç kuşkusuz bu oluşumun ilk evresi ile son evresi arasında son derece uzak ve akıl almaz mesafe vardır.

İşte Kur'an-ı Kerim bu uzun yolculuğu tasvir eden tek bir ayet ile bize korkunç mesafeleri anlatmaktadır:

Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz?

Aman Allah'ım!.. Ne büyük bir yolculuk... Ne korkunç mesafeler... İnsanların farkında olmadıkları ne müthiş mucizeler!

O basit ve küçücük hücre nerede, en sonunda dönüştüğü insan denen varlık nerede? Hiç kuşkusuz bu mucizeyi gerçekleştiren, yüce Allah'ın kudret sahibi elidir. Gelişmesinde, oluşumunda, basit yapısından bu birleşik, komplike ve akıl almaz yapıya dönüşmesinde, küçücük ve güçsüz noktada yol gösteren O'dur.

Tek hücrede baş gösteren bu bölünme ve çoğalma... Sonra farklı özelliklere ve görevlere sahip değişik hücre gruplarındaki çeşitlilik... Her bir grubun, kendine özgü görevi bulunan özel bir organ oluşturmaya ilişkin rollerini yerine getirmek üzere çoğalmaları... Özel bir türden belli hücrelerin oluşturdukları bu organ, rolü itibariyle kendilerine özgü görevleri ve özellikleri bulunan bölmeler içeriyor. Bu bölmeler de tek bir organın içinde yer alan en öz hücrelerce oluşturulurlar.

Bu çeşitlilikle birlikte bu bölünme ve çoğalma yalnız başına varolan ilk hücrede nasıl gerçekleşmiştir? Bu ilk hücreden meydana gelen ve her birinin kendine özgü nitelikleri bulunan tüm hücre gruplarında daha sonra ortaya çıkan bunca özellik nerede gizlenmişti? Sonra insan genini diğer genlerden ayıran özellikler nerede saklıydı? Ayrıca teker teker her bir insanın genini diğer insanların genlerinden ayıran özellikler nerede gizliydi? Sonra ceninin hayatı boyunca ortaya çıkan özel yetenekleri, belli görevleri, karakteristik özellikleri ve belirgin nitelikleri nerede korunmuştu?

Eğer bu olay, fiilen meydana gelmeseydi ve her an yaşanmasaydı, böylesine dehşet verici, akıl almaz bir mucizenin olabileceğini kim tasavvur edebilirdi?

Bu insana şekil veren Allah'ın elidir. Bu bedende Allah'ın ruhundan bir soluk vardır. İşte her an tekrarlanan, ama insanların farkında olmadıkları bu akıl almaz mucizenin yorumu budur. Bu organik yapıdan kulak, göz ve insanı diğer hayvansal organizmalardan ayıran en belirgin özellikler olan kavrama yeteneğini meydana getiren Allah'ın ruhundan bir soluktur! Sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Bunun dışındaki bütün yorumlar, insan aklının büyük bir şaşkınlıkla karşıladığı bu olağanüstü mucizeyi açıklamaktan uzaktırlar. Başka türlü bunun içinden çıkmak mümkün değildir.

Allah'ın lütfunun uzantısı olan bunca iyiliğe rağmen... Basit bir sudan, onurlu ve yüce bir insan meydana getiren, küçük ve zayıf hücreye çoğalma, gelişme, dönüşme, genelleşip özelleşme yeteneklerini bahşeden, ayrıca insanı insan yapan bütün üstün özellikleri, yetenekleri ve görevleri içine yerleştiren ilahi lütufa rağmen... Evet bunca iyiliğe rağmen insanlar çok az şükrediyorlar!

Ne kadar az şükrediyorsunuz.


ÖMER NASUHİ BİLMEN KURAN-I KERİM'İN TÜRKÇE TEFSİRİ


7. O ki, yarattığı herşeyi güzel kıldı ve insanın yaradılışına çamurdan başladı.

7. Bu mübarek âyetlerde Kâinatın halikı Hazretlerinin herşeyi güzelce yarattığını ve insanlığın yaratılış biçimini ve ne gibi kıymetli organlara sahib olduğunu bildiriyor. Bir kısım insanların ise nankör olup ilâhi kudrete rağmen ahiret hayatını inkâr eder olduklarını ve onların nihayet öldürülerek ilâhi cezaya kavuşacaklarını ifade buyurmaktadır.

Şöyle ki: Ey insanlar!. Bir kere de Allah Teâlâ'nın varlığını, kudretini gösteren şahsınıza ait delilleri, eserleri nazarı dikkate alınız!. (O'ki) 0 Büyük Yaratıcı ki (herşeyi güzel kıldı) bütün yarattığı şeyler birer güzelliği, birer hikmet ve faydayı kapsamış bulunmaktadır. Onun her yarattığında bir faide bir başka güzellik vardır. Bu şeylerin güzellikleri itibariyle aralarında farklar var ise de hiçbiri kendi niteliği itibariyle güzellikten, bir gayeye yönelmiş olmaktan uzak değildir, (ve) Özellikle mahlûkat arasında seçkin bir nitelikte bulunan insanın yaradılışına o hâkim Yaratıcı (çamurdan başladı) bir topraktan, bir sudan Hz. Adem'i yarattı. 0 ne sanatkârâne bir hilkat eseridir ki, o güzelce düşünülürse onun akıllara hayret veren bir kudret eseri olduğu pek iyi anlaşılır.

8. Sonra onun zürriyetini bir dölsuyundan, hakîr -zayıf- bir sudan yaptı.
8. Hikmet Sahibi Hâlık Hazretleri (Sonra onun) Adem Aleyhisselâm'ın (zürriyetini) çocukları ve torunlarını, insanlık soyunu (bir dölsuyundan) öyle (hakîr, zayıf bir sudan yaptı) yaratıp, dünyaya getirdi. Öyle hor, âdi birer su damlalarından o kadar mükemmel insanlar teşekkül etmiş oldu.

9. Sonra onu düzeltti ve içerisine ruhundan üfürdü ve sizin için işitmeyi ve gözleri ve gönülleri yarattı. Pek az şükr edersiniz.

9. Evet.. 0 Kerem Sahibi Yaratıcı (sonra onu) o teşekküle başlayan insanı insan neslinden herbirini (düzeltti) onun organlarını ana rahminde iken tamamladı, layı ki veçhile şekillendirdi (ve içerisine ruhundan üfürdü) yani: Ona hayat verdi, onu ruh adındaki hayatî güce kavuşturdu.

Ruh, görünmeyen, tuhaf bir hilkat eseri olduğundan onun şerefine, önemine işaret için Cenab-ı Hak, onu kendi bir olan zâtına ekleyerek ruhumdan diye buyuruyor. Zaten ruh da diğer bütün hilkat eserleri de Allah Teâlâ'nın birer mahlûku oldukları için o Büyük Yaratıcıya mensup bulunmaktadırlar. Ruhun şerefini göstermek için burada bu, ruhun Allah'a aidiyeti açıkça ifade edilmiş oluyor. Nitekim Hak Teâlâ Hazretlerinin insanlar hakkında benim kullarım diye buyurması da böyle şerefi ifade etmektedir.

Nefh; üfürmeden murad da burada ruhun kabiliyetli olan mahalline kavuşturnulması, o mahallin o ruh ile hayata kavuşturulmuş olması demektir. Kastedilen üfürmenin neticesidir. Şüphe yok ki, üfürme şekli, Allah hakkında imkânsız ve düşünülemez. Bu gibi tabirler, ilâhi kudretin kâinat hakkında ne kadar tesirli, hükmünün ne kadar seri olduğunu bildirmek için kullanılmıştır.

(Ve) Ey insanlar!. O Kerem Sahibi Yaratıcı (sizin için işitmeyi) öyle faideli bir kuvveti ihsan etti, o sayede söylenilen sözleri, birçok sesleri işitir, dinlersiniz (ve) sizin için (gözleri ve gönülleri yarattı) gözlerinizle, etrafınızdaki şeyleri görürsünüz, gönüllerinizle fâideli, zararlı olan şeyleri anlar, takdir edebilirsiniz. Bunların herbiri ne büyük birer ilâhi lütuftur.

Ama ne yazık ki: Birçok kimseler, bunların kadrini bilip şükrünü eda etmezler. Binaenaleyh Cenab-ı Hak o gibi nankörlere uyanmaları için hitabederek buyuruyor ki: Siz (pek az şükredersiniz) o kadar nimetleri size ihsan buyuran Kerim olan Yaratıcıya karşı, daima vazifei şükrana devam ederek uhdenize düşen ibadetleri ifaya çalışmanız icabetmez mi?. Neden bunu düşünmüyorsunuz.









Bu haber 24/05/2008 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Yazarlar
Hekimoğlu İsmail
HAKİKİ DOSTUMUZ NAMAZ
Ahmed Şahin
İSLAM'A HİZMET, İNSANA HİZMETLE OLUR !
Fethullah Gülen
GÖRÜLMEMİŞ HESAPLARLA ÖTEYE GİTMEYİN !
Abdullah Aymaz
BU BAŞKA BAHAR
Hayrettin Karaman
TASAVVUF VE TARİKATLER
Mehmed Paksu
MİRAC
Abdullah Büyük
GÜNAH
Necmettin Şahiner
Şaban Döğen
EŞSİZ BİR LEZZET
Necdet İçel
AKIL VE VAHİY
Cevat Akşit
Mustafa İslamoğlu
SORU SORMANIN USUL VE ADABINA DAİR
Ahmed Akgündüz
EFENDİMİZ'DEN MEKTUP
Sefa Saygılı
İNANÇ, İYİLEŞTİRİR.