TAHA SURESİ 38 - 39
Rahman ve Rahim olan adı ile
"Hani bir vakitte annene şu ilhamıermiştik: Onu andığın içine koy da deryaya bırak. Derya da onu sahile atsın ve onu, hem Bana düşman, hem ona düşman biri alsın ! Bir de Benim nezaretimde yetiştirilmen için üzerine tarafımdan bir sevgi koydum."
Musa'nın (a.s.) annesi Firavun'un diğer erkek çocukları gibi oğlunu da öldürmesinden korkuyordu. Ayet-i Kerimede ilham edildiği gibi oğlunu bir sandığa koyarak deryaya bıraktı. Derya da onu sahile, Firavun'un bahçesinin kenarına attı. Hanımı Asiye ile birlikte bahçesinde oturan Firavun sandığı sudan çıkarttı, içindeki çocuğu görünce şaşırdı. Çocuğa derin bir muhabbet besledi.
SEYYİD KUTUP FİZİLALİ-L KURAN
İşte ağır şartlar karşısında yüce Allah, Hz. Musâ ya haber veriyor ki, o ağır görevin başına giderken hazırlıksız ve birikimsiz değildir. Tersine hazırlıklı ve birikimli olarak görevine gönderilmektedir. Çünkü o uzun süreden beri yüce Allah'ın gözü önünde yetiştirilmiştir. Meme emme çağından beri sıkıntılara karşı özel bir eğitimden geçirilmiştir. Doğduğundan beri yüce Allah'ın ilgisinden bir an bile hiç yoksun kalmamış, bu ilgi sürekli yoldaşı olmuştur.
Bir zamanlar Firavun'un sarayında, bu zorbanın eli altında idi. O sırada her türlü birikimden, her türlü güçten yoksundu. Buna rağmen Firavun'un kötü eli ona uzanmamıştı. Çünkü yüce Allah'ın güçlü eli onu destekliyor, güçlü gözü onu her adımında gözetiyordu. Öyleyse bugün Firavun ona hiçbir şey yapamazdı. Çünkü hem kendisi yetişkin çağına ermişti, hem de yüce Allah onunla beraberdi. Onu kendisi için yetiştirmiş, kendine seçmiş, yükleyeceği göreve ayırmıştı.
Şimdi de ayetleri inceleyelim:
Biz bundan önce de bir kez daha sana lütufta bulunmuştuk.
Yani sana yönelik lütfumuz eski tarihli, sürekli ve kesintisizdir. Çoktan beri akışını devam ettirmektedir. Öyleyse şimdi bu ağır görevin altına girdikten sonra bu lütfumuzun kesileceği düşünülemez.
Sana yönelik o eski lütfumuz şöyle açığa çıkmıştı. Hani annenle ilgili bir mesaj sunmuş, ona içinde bulunduğu kötü şartları karşılayacak olan şu direktifi ilham etmiştik:
Musa'yı bir sandukaya koy ve nehre at; nehir onu sahile atsın da oradan onu benim ve kendisinin ortak düşmanımız alsın.
Ayetin aktardığı tüm hareketler sarsıcı ve serttir. Düşünelim ki, henüz doğmuş bir bebek sandukaya kapatılıyor, arkasından sanduka nehre atılıyor, sonrada nehir bu sandukayı kıyıya atıyor. Ya sonra? İçine bebek kapatılarak nehire atılan ve bir süre nehir suları tarafından sürüklendikten sonra kıyıya atılan sanduka nereye gidiyor? Onu atıldığı kıyıdan kim alıyor? Kim olacak?; Benim ve kendisinin ortak düşmanımız.!
Bütün bu yoğun korkular arasında, bütün bu ağır muamelelerden sonra ne oldu? Her türlü güçten yoksun o zavallı bebeğin başına neler geldi. Her türlü korumadan yoksun o küçük sanduka ne gibi serüvenler yaşadı? Okuyalım:
Gözümün önünde yetişesin diye seni sevgimin kanatları altına aldım. Öyle müthiş bir güç karşısındayız ki, yumuşacık ve esnek nitelikli bir duygu olan sevgiden göğsünde darbeleri karşılayan, dalgaları kıran bir zırh yapıyor da azgın şer güçler bu zırha bürünen kimseye hiçbir zarar veremiyor; bu zırha bürünen kimse başkasına el kaldıramayan, henüz yürüyemeyen hatta konuşamayan, kundaktaki bir bebek bile olsa, kimse kılına dokunamıyor!
Okuduğumuz ayetlerin canlandırdığı sahnede iki karşıt tablo ile göz göze geliyor ve bu tabloların karşı karşıya konmalarını hayretle izliyoruz: Bir tarafta kundak çağındaki bir bebeğe pusu kuran azgın, zorba güçler var; bütün şartları ve belirtileri ile kuşatılmış, acımasız bir sertlik ortalıkta kol geziyor. Öbür tarafta ise yumuşak ve uçarı merhamet bu çocuğa göz kırpıyor, onu tehlikelerden koruyor, sertliklerden sakındırıyor. Bu koruyuculuğu ve kayırmayı, kamçı ve darbe ile değil, sevginin sıcaklığı ile yapıyor.
Bu hayret verici Kur'an ifadesinin uyandırdığı sevecen, yumuşak ve derinlikli çağrışıma hiçbir açıklama katkıda bulunamaz. Evet; Gözümün önünde yetişesin diye... Söyler misiniz, insan dili, Allah'ın gözü önünde yetişen, büyüyen bir varlığı nasıl tanımlayabilir? İnsan hayalinin, insan düşüncesinin bu konuda söyleyebileceği en son söz şu olabilir: Bu yüce ilgiye bir saniye bile mazhar olmak insan için büyük bir onur, büyük bir ödüldür. Buna göre Allah'ın gözü önünde yetişen, büyütülen kimsenin mazhar olduğu şerefin ölçüler üstü yüksekliğini varın, siz düşünün! Hiç kuşkusuz Hz. Musa, yüce Allah ile söyleşme gücü, bu yüce kaynaktan gelen mesajın sarsıcı görkemine dayanabilmeyi bu sayede kazanabilmiştir.
Evet, Gözümün önünde yetişesin diye... aynı zamanda senin ve benim ortak düşmanımız olan Firavun'un gözü karşısında ve eli altında. Savunucusuz, koruyucusuz ve bekçisiz olarak. Fakat onun gözleri sana hiç kem bakamıyor. Çünkü üzerine sevgimin kanatlarını gerdim. Ben seni gözümün önünde yetiştirirken o zorbanın eli, kılına bile zarar dokunduramıyor. Ayrıca, ben seni Firavun'un sarayında gözetme ve kayırma çemberi içinde tutarken, anneni evinde endişe ve kaygı içinde de bırakmadım. Tersine sizi birbirinizle buluşturdum.
ÖMER NASUHİ BİLMEN KURAN-I KERİM'İN TÜRKÇE TEFSİRİ
38. Vaktaki, annene vahyolunacak şey'i vahyetmiştik.
38. Allah Teâlâ Hazretleri Musa Aleyhisselâm'a vaktiyle birçok nimetler ihsan buyurmuştu. Bunların başlıcası sekizdir. İşte bunlara işaret için buyuruluyor ki: Ya Musa!. (Vaktaki: Annene vahyolunacak şeyi vahyetmiştik.) Yani Hz. Musa'nın annesine ya rüyasında emredilmişti veya kalbine ilham yolu ile bildirilmişti ve yahut o zamandaki Şuayb Aleyhisselâm gibi bir Peygamber vasıtasiyle kendisine tebliğ edilmişti. Bu birinci ihsandır.
39. Şöyle ki: Onu tabut içine bırak sonra onu denize at. Hemen deniz de onu sahil bıraksın da onu bana da düşman ve ona da düşman olan, alıversin. Ve üzerine tarafımdan bir muhabbet bıraktım ki, hem de nezaretim önünde yetiştirilesin.
39. (Şöyle) ce vahyedilmişti (ki) Ey Musa'nın annesi!. (Onu) henüz dünyaya gelmiş olan Musa'yı (tabut içine bırak, sonra onu) o masum çocuğu tabut ile beraber (denize) nil nehrine (at) endişe etme (hemen deniz de onu sahile bıraksın da) yani: Bırakır da (onu) Musa'yı (bana da düşman ve ona da düşman olan) Firavun (alıversin) onu Nil nehrinden çıkartı? yanında beslesin. O masum çocuk öyle kendi hayatının düşmanı olan bir kötü kişinin yanında yetiştirilsin, Allah'ın takdirine hiçbir şeyin mâni olamıyacağı bu şekilde de tecelli etmiş bulunsun.
Yem kelimesi, nehre, ırmağa ve büyük denize verilen isimdir. Hak Teâlâ Hazretleri Musa Aleyhisselâm hakkındaki ikinci ihsanını da şöylece beyan buyuruyor: (Ve) bu gayenin gerçekleşmesi ve tecavüzden korunman için de (üzerine tarafımdan bir muhabbet bıraktım ki,) Yani: Ya Musa!. Sen Allah'ın muhabbetine mazhar olduğun için, sana karşı insanların kalplerinde de bir muhabbet vücude getirdim ki, seni her gören sever, sana karşı büyük bir muhabbetle duygulanır Bunun içindir ki; Firavun da eşi Asiye de o masuma karşı büyük bir sevgi duymuşlar, onun hayatına kastedememişler, bilakis onu yanlarında beslemişlerdir.
Ve Cenab-ı Hak, üçüncü bir ihsanı olarak da buyuruyor ki: (Hem de nezaretim önünde yetiştirilesin) diye seni ya Musa!. Böyle korumuş, muhabbete nail kılmıştım, tâki Yüce Yaratıcının koruması, kollaması altında olarak büyüyüp gelişesin, bir şefkat ve lütufa nail olarak yetişesin.
Bu haber 24/05/2008 tarihinde eklenmiştir.