Son Dakika: WEB SİTESİ OLMAYANLARA FIRSAT
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim
Arşiv Online Ziyaretçi: 1646 kişi  
Güncel
Ayetler
Hadisler
Tarikatlar
Cemaatler
Soru-Cevap
Sonsuz Nur
Halifeler
Alevilik
Kadın Hakları
İslamda Cinsellik
Tesettür
Medya
Dergiler
Kitaplar
Kur'an Dinle

TİN SURESİ


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile

"İncire, zeytine,Sina dağına, Bir de şu emin beldeye ( Mekke'ye ) yemin ederim ki, Gerçekten biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların en aşağısına çevirdik. Ancak iman edip yararlı işker yapanlar müstesna! Onlar için bitip tükenmeyen bir ecir var. O halde ey kafir! Bütün bunlardan sonra sana hesap gününü inkar ettiren nedir? Allah hakimlerin hakimi değil midir?


SEYYİD KUTUP FİZİZLALİ-L KURAN


1- Andolsun incir ve zeytine,

2- Andolsun sina dağına,

3- Andolsun bu güvenli Mekke şehrine,

4- Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık,

5-Sonra onu aşağıların en aşağısı kıldık.

6- Yalnız inanan iyi işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir mükafat vardır.


Yüce Allah'ın insanoğlunu yaratırken daha başta onu en güzel biçimde yaratmaya önem vermesinin sırrı bu ayetlerden ortaya çıkmaktadır. Hiç kuşkusuz yüce Allah her şeyi güzel yaratmıştır. Burada ve Kur'an'ın başka yerlerinde en güzel yapıda, en güzel biçimde ve en güzel şekilde yaratılmanın insana özgü kılınması bu yaratığa daha fazla önem verildiğini göstermek içindir.

Bu yaratığın zayıf olmasına, fıtratın gösterdiği doğru yoldan sapmasına ve bozgunculuk çıkarmasına rağmen yüce Allah'ın yine de onun durumuna önem vermesi, bu yaratığın Allah katında ayrı bir yeri ve bu varlık aleminin düzeninde ayrı bir ağırlığı olduğuna işaret eder. Yüce Allah'ın insana verdiği bu ayrı önem onun yaratılmasında, kendisini böylesine üstün bir biçimde ister son derece girift ve hassas vücut yapısı bakımından olsun isterse eşsiz aklı yapısı bakımından olsun isterse akıllara durgunluk veren ruhsal yapısı bakımından olsun, insanı kurup düzenlemesinde ortaya çıkmaktadır.

Burada insanın ruhsal özelliklerine ağırlık verilmektedir. insan fıtratın doğru yolundan ayrılınca ve fıtrata paralel olan iman yolundan sapınca aşağıların aşağısına baş aşağı düşen, bu ruhsal özellikleri dir. Çünkü gayet açıkça bellidir ki insanın bedensel yapısı aşağıların aşağısına düşmez.

İnsanın yapısındaki üstünlük İşte bu ruhsal özelliklerden ortaya çıkmaktadır. İnsan meleklerin ulaştıkları yerlerin çok daha yükseğine erişebilecek yetenekte yaratılmıştır. Nitekim mirac olayı bunun delilidir. Orada Cebrail bir noktaya gelince durmuş, (bir insan olan Abdullah oğlu Muhammed) daha yüce makama yükselmiştir.

Öte yandan insanoğlu, doğru yoldan çıkınca hiçbir yaratığın inemiyeceği çukurlara yuvarlanmaya da yatkındır. Sonra onu aşağıların en aşağısı kıldık.. Çünkü bu durumda hayvanlar insandan daha üstündürler ve izledikleri yol daha doğrudur. Çünkü hayvanlar fıtratlarının doğrultusunda hareket ederler, Rabblerini tesbih etme içgüdüsünden ayrılmamışlardır, yeryüzünde görevlerini doğru yol üzere yaparlar. Oysa en güzel bir biçimde yaratılan insanoğludur. Ama Rabbini inkar etmektedir, heveslerine uyarak hayvanların bile düşemiyeceği alçaklığa düşmektedir, yuvarlanmaktadır.

Biz insanı en güzel şekilde yarattık.

Biz insanoğlunu fıtrat ve yetenek açısından en güzel bir biçimde yarattık... Sonra, insanoğlu, bu fıtratı ile, yüce Allah'ın kendisine gösterdiği, açıkladığı ve iki yoldan birisini seçsin diye özgür bıraktığı çizgiden sapınca, biz de Onu aşağıların en aşağısı kıldık.

Yalnız inanan iyi işler yapanlar hariç.

Çünkü fıtratın doğrultusunda kalanlar, fıtratı imanla ve iyi işler yapmakla zirveye çıkarıp mükemmel hale getirenler ve bu fıtratla kendisi için planlanan zirveye yükselenler ve sonunda mükemmellik yurdunda mükemmel bir hayata bu fıtratla ulaşanlar İşte onlardır. Onlar için kesintisiz bir mükafat vardır. Sürekli ve arkası hiç kesilmeyen bir mükafat vardır.

Fıtratları ile doğru yoldan ayrılıp aşağıların en aşağısına düşüp de onunla dibe yuvarlananlar ve sonunda da en dibte duranlar orada cehennemdedirler. Orada insanlıklarını ayaklar altına almıştır. Kendileri ise cehennemin dibinde çırpınıp durmaktadırlar.

Bu ve o, başlangıç noktasının doğal iki sonucudurlar... Ya sağlam fıtrat yolunu tutmak ve bu fıtratı iman ile iki olgunluğa erdirmek ve iyi amel ile yüceltmek... Ki bu yol sonunda nimet yurdu olan ölümsüz hayata zirvesine ve en olgun noktasına ulaşır.

Ya da sağlam ve doğru fıtrattan sapmak, başaşağı düşmek ve ilahi soluktan ayrılmaktır... Ki bu yolda sonunda cehennem hayatındaki fıtrat için kararlaştırılmış dibe ulaşır...

Böylece insan hayatında imanın değeri ortaya çıkmaktadır. İman öyle bir zirve ki, doğru ve sağlam fıtrat orada olgunluğunun son noktasına ulaşmaktadır. iman, fıtratla yaratıcısı arasına uzatılmış bir iptir. İman, sonsuzluğa ermişlerin ve şerefli insanların hayatlarına yükselen yokuşta, fıtrata adımlarını atacağı yerleri gösteren bir ışıktır.

Bu ip koptuğunda, bu ışık söndüğünde, kesin sonuç aşağıların aşağısına inen bayırda yüz üstü yuvarlanmak ve insan denen varlıkta çamur özelliği harekete geçtiği zaman ahirette cehenneme atılarak tüm insanlığın çiğnenmesi sonucudur. İnsan bir de ne görsün taşlarla birlikte ateşin yakın oluvermiştir.

Bu gerçeğin ışığı altında yüce Allah insana sesleniyor:

7- Ey insan! Öyleyken sana dini yalan saydırtan nedir?

8- Allah hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil midir?


Bu gerçekten sonra, sana hesaba çekilmeyi ve cezayı yalan saydırtan nedir? İnsan hayatında imanın değerini kavradıktan sonra, inanmayanlàrın ve bu nur ile doğru yolu bulmayanların ve yüce Allah'ın kopmaz ipine sarılmayanların acı akıbetleri belli olduktan sonra, sana hesaba çekilmeyi ve cezayı yalan saydırtan nedir? Allah hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil midir?

Yaratıklar hakkında böyle hüküm verdiğinde yüce Allah adil davrananların en adili değil midir? İnananlara ve inanmayanlara verdiği hükmünde yüce Allah'ın hikmeti son derecesine ulaşmış değil midir? Allah'ın hükmünde adalet apaçıktır. Hikmet besbellidir... Bundan dolayı, Hz. Ebu Hüreyre'den nakledilen merfu bir hadiste şunlar yer almaktadır: Biriniz Tin suresini okuduğu zaman sonundaki (Allah hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil midir?) ayetine gelince Evet ben de buna şahitlerdenim desin.

ÖMER NASUHİ BİLMEN KURAN-I KERİM'İN TÜRKÇE TEFSİRİ


1. Andolsun Tîn'e, ve Zeytûn'e.
1. Bu mübarek sûre, dört mühim kudret eserine yemîn suretiyle insanlığın nazarı dikkatini çekiyor. İnsanlardan kimlerin en fazla sükûta mahkûm bulunduklarını ve kimlerin de sonsuz nimetlere aday olduklarını haber veriyor. Allah'ın dininin yalanlanamayacağını ve Cenab-ı Hak'kın bütün kâinat üzerindeki hâkimiyetini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Andolsun Tîn'e ve zeytûn'e.) Tîn'den maksat, ya lügat mânâsı olan incirden ibarettir veya bir beldeden ibarettir. İncir olduğuna göre bu yemîn ile incirin pek fâideli bir kudret eseri olduğuna dikkatler çekilmiş oluyor. Çünkü: İncir, pek fâideli bir nimettir, insanlar bundan çok istifâde etmektedirler, incir, hem bir gıdadır, hem de bir meyvedir. Hem de bir ilaçtır.
Doktorlar diyorlar ki: İncir, hoş ve hazmı kolay bir yiyecektir. Midede oturup kalmaz, dışarı çıkmayı kolaylaştırır, cilt üzerindeki deliklerden terlemekle ve damla damla hâlinde çıkar, balgamı azaltır, basuru keser, bedeni temizler, diğer bâzı hastalıkları giderir.
Zeytüne gelince; o da mübarek bir ağacın pek bol bir meyvesidir. Mühim bir gıda teşkil eder, kendisinden fâideli bir yağ çıkarılır, ağzı hoş bir hâle getirir, diş kirini giderir, insanların ekonomilerine katkıda bulunur, işte bunların bu pek ehemmiyetine işaret içindir ki: Kendilerine yemîn edilmiş, bunlara insanların nazarı dikkati çekilmiştir.
Yahut Tîn ile incirden maksat, arz-ı mukaddesedeki iki şerefli dağdan ibarettir. Bunlara Süryânî lisânında: Turitina, Turi Zinya deniliyor.
Bunlar, bâzı Peygamberlerin birer makamı sayılmaktadır. Çünkü: Tîn dağı civarında Hz. İsâ dünyaya gelmiş. Zeytin dağı civarında da diğer bâzı Peygamberler, şeref vermişlerdir. Nitekim Mekke-i Mükerreme'ye de bizim Peygamberimiz şeref vermiştir. Binaenaleyh bunlara yemîn ile de bu yerlerin tarihi önemine değinilmiş ayrıca. Peygamberlere saygı gösterilerek onların yüksek derecelerine işaret buyrulmuştur.

2. Ve Sîna dağına.
2. (Ve Sîna) Denilen mevzî (dağına...) da andolsun ki, o da Musa Aleyhisselâm'ın Cenab-ı Hak'ka münacatta bulunduğu ve kendisine ilâhî hitabın yöneldiği bir mübarek dağdır. Bir mukaddes yer olan Şam'da bulunmaktadır. Tevrat kitabının da Sîna mahallinde inmiş olduğu rivayet olunuyor.

3. Ve bu emîn olan beldeye.
3. (Ve bu emîn olan beldeye) de andolsun ki: Burası da, Resûl-i Ekrem'in içinde doğmuş olduğu Mekke-i Mükerreme şehridir. Peygamber Efendimizin gelişiyle de ayrıca şereflenmiştir ve kendi sahası her türlü tecâvüzlerden emîn bulunmaktadır. O mübarek şehre gerek câhiliye devrinde ve gerek İslâmiyet'in ortaya çıkışı ve yayılmasından sonra gelen insanlar, dâima emîn bir hâlde bulunmuşlardır. Onun dairesindeki hayvanlara, ağaçlara da tecâvüz edilmesi caiz bulunmamıştır. İşte bu mübarek beldeye yemîn edilmesi de onun öyle kudsiyetine ve bir feyz ve bereket mahalli olduğuna işaret etmektedir. Yüce Yaratıcı, o yeminlerin cevabını, yâni: Kendisi için yemîn edilen şeyi şöylece beyan buyuruyor.

4. Muhakkak ki: Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
4. (Muhakkak ki: Biz, insanı) O hususi nev'i (en güzel bir biçimde) en mükemmel bir şekil ve surette (yarattık.) bir çok kabiliyetlere eriştirdik. Evet.. İnsanlar, haddizatında pek üstün bir mahiyette yaratılmışlardır, kudrete ve irâdeye mâliktirler, ilk ve hikmet tahsiline kabiliyetlidirler, görür, işitir ve konuşurlar, böyle fâideli sıfatlara sahiptirler.
Takvim, biçim, suret, bir şeyi lâyık olduğu bir şekilde yapmak demektir, günleri, mevsimleri gösteren cetvele de takvim denilir.

5. Sonra da onu aşağıların en aşağısına döndürdük.
5. (Sonra onu) O insanların bir kısım fertlerini yaratılış gereğine, varoluş gayesine muhalif hareket ettiğinden dolayı (aşağıların en aşağısına döndürdük.) yâni: İnsanların bir kısmı; insanlık şerefini kaybetmiş, kulluk vazifesini yerine getirmekten kaçınmış, hayvani bir hayatın esiri olmuş, gayr-ı meşru zekv ve sefaya dalmış olduğu için en bayağı bir mahlûk kesilmiş, artık cehenneme lâyık bulunmuştur. Cehennem ehli ise her aşağı kimseden daha aşağıdır, elbette ki, akıl ve fikrini güzelce kullanmayan, yaradılışındaki hikmeti, gayeyi düşünmeyen, maddî zevk ve sefaya esir olan, ahlâkı temizliğe muhalif harekette bulunan her hangi bir şahıs, insanlık şerefini zayi etmiş, en âdi bir mahlûktan ibaret bulunmuş olur.

6. Ancak o kimseler ki: İman ettiler ve sâlih sâlih amellerde bu-lundular, artık onlar için kesilmeyecek bir mükâfat vardır.

6. (Ancak o kimseler ki: imân ettiler) Kalplerini imân nuru ile aydınlatmaya muvaffak oldular (ve sâlih sâlih amellerde bulundular) kendilerine yönelen dinî vazifeleri, namaz, oruç, zekât gibi farizeleri yerine getirmeye çalıştılar, (artık onlar için kesilmeyecek) ebedî (bir mükâfat vardır.) onlar, istikbâllerini temin etmiş, uhrevî selâmet ve saadete nail bulunmuş zâtlardır. İşte yaratılış gayesini düşünen, kulluk vazifelerini yapmaya çalışan gerçek aydın, mütefekkir zâtların akıbetleri böyle güvenilirdir.

7. O halde seni din hususunda bundan sonra kim yalanlayabilir?.
7. (O hâlde) O kadar deliller, kudret eserleri meydanda iken artık (seni) ey Son Peygamber!, (din hususunda) Ahrette herkesin lâyık olduğu cezaya kavuşacağına dair ihtardan dolayı (kim yalanlayabilir?.) Elbette ki: Kimsenin yalanlamaya selâhiyeti olamaz.
Diğer bir görüşe göre de ey âhiret hayatını inkâr eden insan!. Öldükten sonra dirilme ve ceza hususunda bu kadar açık deliller, kat'î beyanlar mevcut iken artık hangi câhilce bir düşüncedir ki: Seni o âhiret hayatını ve cezasını yalanlamaya sevk etmiş oluyor?. Sen hiç Allah'ın kudret ve hâkimiyetini düşünmez misin?.

8. Allah -Teâlâ- hâkimlerin en hâkimi değil midir?.
8. Bir kere güzelce düşünmeli... (Allah) O Yüce Yaratıcı (Hâkimlerin en hâkimi değil midir?.) bütün dikkatlere çarpan yaratılış eserleri, o yüce Yaratıcının ne kadar hikmet ve yüce takdîr ve idare sahibi olduğunu göstermektedir. Elbette ki:
Müminlerin lehine, inkarcıların da aleyhine ilâhî hükmü tecellî edecektir. Artık her insan için lâzımdır ki: Kendi istikbâlini düşünsün, kendi selâmetini temin edecek hareketlere devam etsin, Allah katında mes'uliyet gerektiren şeylerden kaçınsın, Cenab-ı Hak'kın koruma ve himayesine sığınsın.
Bir hâdis-i şerif şu mealdedir: Her kim Et-Tîn sûresini sonuna kadar okursa şöyle desin: ' Evet: Ben de onun üzeri şahitlik edenlerdenim Allah - ü Teâlâ Hazretleri, bizleri güzel itikattan ayırmasın. Amin..

Bu haber 24/05/2008 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Yazarlar
Hekimoğlu İsmail
HAKİKİ DOSTUMUZ NAMAZ
Ahmed Şahin
İSLAM'A HİZMET, İNSANA HİZMETLE OLUR !
Fethullah Gülen
GÖRÜLMEMİŞ HESAPLARLA ÖTEYE GİTMEYİN !
Abdullah Aymaz
BU BAŞKA BAHAR
Hayrettin Karaman
TASAVVUF VE TARİKATLER
Mehmed Paksu
MİRAC
Abdullah Büyük
GÜNAH
Necmettin Şahiner
Şaban Döğen
EŞSİZ BİR LEZZET
Necdet İçel
AKIL VE VAHİY
Cevat Akşit
Mustafa İslamoğlu
SORU SORMANIN USUL VE ADABINA DAİR
Ahmed Akgündüz
EFENDİMİZ'DEN MEKTUP
Sefa Saygılı
İNANÇ, İYİLEŞTİRİR.