YENİ ÜMİT
Aynı kökten geldikleri, aynı temel esaslara sahip bulundukları, aynı kaynaktan beslendikleri halde, asırlarca rakip dinler olarak yaşamış bulunan İslâm, Hıristiyanlık ve Musevîlik arasında başlayan, hattâ eski Hind ve Çin dînlerini de içine alacak şekilde gelişen diyalog teşebbüslerinin olumlu neticeler verdiği müşahede olunmaktadır.
* * *
Sessiz, sakin, terk edilmiş gibi bir halin var;
Ama, doğru yol adına herkes sana uğrar.
* * *
O'nun kapısında eğilenlerin başları ayaklarına selam durur ve onların ayakları hep başlarının ulaştığı noktalarda dolaşır ; dolaşır da secdede bir araya gelen ayak-baş halkası, onları miraçla noktalanan arşiye ve ferşiyelerde gezdirir.
* * *
Bir zamanlar din ve dini hatıraların ruh ve mana gibi duyulduğu, tütüp durduğu ince ve nazlı bir muciler iklimiydi Mescid-i Aksa...
Şimdi Onu, hal-i hazırdaki sessizliği, daha doğrusu kendisinden beklenen sese göre durgunluğu, küskünlüğü ve yorgunluğuyla düşünüyor, onunla bulamamanın daüssılasıyla inliyoruz... O, bugünkü haliyle, çevresinde gözyaşı dökülse de garip, hariminde namaz kılınsa da gariptir...
* * *
Çürükse sarıldığın, sağlam tutmak neye yarar;
Biraz sonra hem sen hem de hayallerin tarumar
* * *
Bu alemde sürekli, cansızlar hayata koşar... hayat, şuur ve idrake yürür... karanlık-ışık tenavübü, bir devr-i daim içinde döner durur... ve her şey, birbiri üzerinde basamaklaşarak gider bir marifet ufku teşkil eder... evet, bütün eşya ve hadiseler, tıpkı bir çağlayan gibi hiç durmadan sonsuza akar... kısaca her şey, hepimizin gaye-i hayali sayılan biricik hedefe varmaya çalışır... Varlık ve hayat bu şekilde kendi tekamül vetirelerini yaşarken, yürüyen merdivenlere uygun binilmediğinde ve dönen kapılar usulünce geçilmediğiinde başa gelen şeyler gibi, kainattaki umumi ahenge tevfiki hareket edilmeden gerçekleştirilmek istenen her teşeebbüsün de, "oluşum, gelişişim" ve tekamülden bir tekme yiyerek bir kenara itilmesi mukadderdir.
* * *
Aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen Hz. Muhammed (s.a.s) hala ufkumuzda yeni doğmuş bir yıldız gibi pırıl pırıl ve bütün varlığı aydınlatabilecek güçte güneş gibi güçlü bir ışık kaynağı; vazife ufku, gönüllere kulluk şuurunu sunan bir hikmet nüktesi; sevgiyle doygunluğa ulaşmış ruhu, varlığı birbirine bağlayan bir büyüklük emaresidir.
* * *
Şekavet düşüncesine kilitlenmiş bir kısım kanlı katiller arasından sıyrılıp Medine(ye doğru yol aldığında; Sevr Mağarası'nda hasımlarınca kuşatıldığında; yürüdüğü o upuzun yolda defaatle önü kesildiğinde; Bedir'de savaşa mecbur edildiğinde, Uhud'da kan içmeye gelenlerle karşılaştığında, Hendek'te tenkil kuşaştmasına maruz kaldığında; Huneyn'de o yaman okçuların oklarını göğüslediğinde hep yürekten ve yiğitçe davrandı ve bütün sarsılanlara sarsılma bilmezliğin önderi oldu.
* * *
Biz gözlerimizde sevginin zaferleri, kulaklarımızda onun davulunun, kösünün sesi bir atmosferde yetiştik. Gönüllerimiz hep onun bayrağının dalgalanma heyecanıyla attı. Artık biz yaşarsak segiyle yaşar, ölürsek sevgiyle ölürüz.
* * *
Müslümanlığı hakkıyla yaşayanlardır ki, her dine, her düşünceye, her hayat felsefesine karşı saygılı davranmış, bu düşünce ve sistem müntesipleriyle hep diyalog içinde olmuş, sürekli hoşgörü soluklanmış ve her zaman onları şefkatle kucaklamışlardır.
* * *
Hayatlarını inancın sihirli ikliminde yaşayıp, eşya ve hâdiselere dünden bugüne,bugünden yarına ötelerin güzelliklerine aralanan sırlı kapılardan bakabilenler için, peşi peşine aydınlıkların dört bir yanı saracağı ve bir baştan bir başa dünyamızın yeniden cennetlere döneceği aydınlık yarınlar o kadar yakın ve o kadar kat'idir.
Bu haber 12/05/2008 tarihinde eklenmiştir.