BU BAŞKA BAHAR
Sen diyorsun ki deli gönlüm çok defa:
“Göz açsın milyonlarca
Rengârenk her türlü çiçek bütün dünyada
Gelsin artık gerçek bahar!
Hem söyle artık bahara ne var?”
Ama sor bakalım bir bahçıvana
Hiç çiçekler, tohumlar
Geçmeden uyanışa
Bahçelerde, bağlarda
Ve özel seralarda
Gün yüzüne çıkar mı fidanlar?
Hem hiç mevsimsiz gelir mi bahar?
Hele şimdi dön de
Şu yetişen yeni nesle
Bir şeyler söyle…
Onlara bak, işte
Kimi gül, kimi sümbül,
Kimi nergis, kimi fesleğen,
Kimi lotüs, kimi erguvan,
Kimi karanfil, kimi zambak,
Kimi kasımpatı, kimi leylak.
Durma hadi,
Gönlünü konuştur ve de ki; “Gelsin,
Gelsin bahçıvan
Seçsin de
Toprağa, iklime göre
Tek tek belirleyip sizleri
“Uçursun, beldeden beldeye…”
Siz istemez misiniz?
Böylece gönderilen
Ve gönüllere dikilen
Bir fidan olmak
İhtiyaç duyulan yerlerine
Bir bağ ve bahçeye
Dönecek dünyanın.
Haydi söyleyin, söyleyin
İstemez misiniz?
Evet evet, söylüyorum ben de
Bilip her birinizi kendim gibi
Her tarafa saçsın bizi
Tohum saçarcasına
Bereketli yağmurlar altında
Her biriniz yedi verenler gibi olun
Hep muhabbet hep şefkat soluklayın
Biriniz bin olsun
Meyveleriniz de dopdolgun…
Açılın açılabildiğiniz karda
Çâr nâ çâr,
Bu günlere gelinen noktadan
Tek istikamet, dönüşsüz yolda:
Rengârenk ve hevenk hevenk
Pırıl pırıl açılın, hem çiçek çiçek
Aşk ve şevkinize denk.
Solmasın hiç, elvan elvan tüten renkleriniz
İhlâs nakışlı, takva turalı, sadakat kakmalı
Alınlarınıza vurulmuş mühürler gibi
“Simêhum fi vücûhihim” mürekkebine
Batırılmış
Çehrelerinize çalınan
Sıbğatullah kaynaklı boyalar
Hiç pörsümeyen bir tazelikle
Titreşip dursunlar
Cezbedici pırıltılar
Nesilden nesile
Ta dâmenine kadar kıyametin...
İnsanlar arasında mücevher gibi
Dolaşın siz ey sevginin çiçekleri
Gülistana dönsün cihan
Uhrâ buutlu buhurlardan
İhlâs referanslı tavırlardan
Lâle, sümbül, misk-ü amber gibi
Cümle âleme yayılan…
Ey çiçeklere muştulu bir uyanış
Bir ruh üfleyen bağbanın fidanları
Ey muhabbet fedaileri
Ey kâkülleri
Kudsî ellerle okşanmış
Ey mübarek dileklerle uğurlanmış
Dualar okunup sırtı sıvazlanmış
Mübarek ışık süvarileri
Ulaştırın gittiğiniz beldelere
İçinize sindirdiğiniz ihlâs buğulu
Lâhutî kokuyu
Ve siz de flütünüzden üfleyin
Büyülü bir ses;
Olsun mizmarlara fer veren
Davudî nefesin sadası gibi enfes…
16 Temmuz 2002 / Yağmur Dergisi
Bu yazı 28/05/2008 tarihinde eklenmiştir.