Son Dakika: WEB SİTESİ OLMAYANLARA FIRSAT
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim
Arşiv Online Ziyaretçi: 1643 kişi  
Güncel
Ayetler
Hadisler
Tarikatlar
Cemaatler
Soru-Cevap
Sonsuz Nur
Halifeler
Alevilik
Kadın Hakları
İslamda Cinsellik
Tesettür
Medya
Dergiler
Kitaplar
Kur'an Dinle
Abdullah Büyük
Araştırmacı-Yazar
abüyük@ribatdergisi.org

GÜNAH


Yakamızdan düşmediği müddetçe, bizleri Rabbimize karşı hep mahçub edecek günah konusu, ne yazık ki günümüzde heybetini, korkunç kimliğini, itici özelliğini nerede ise kaybetmiş durumda. Bu sebeple çok rahatlık içinde işlemekteyiz günahları.

Cezayı gerektiren bir amel olmasına , Allah'ın emirlerine uymayan bir hareket olmasına rağmen, bir türlü günah mahkûmiyetinden kur-tulamamaktayız. Dillerimizin ucu ile söylediğimiz tevbe ve istiğfarlar ise, günahları imha etme gücünü kaybetmiştir.

Ruhumuzun mükemmele doğru gelişimini engelleyen veya geciktiren günahlar, Şeytan'ın ambalajlı güzel paketleriyle âdetâ kapışılmakta. Siyasî, iktisadî, sosyal, ailevî alanlarımızı âdetâ kuşatmış olan günahlarımızla, öyle yüz göz olmuşuz ki, onu yaşamadığımız zaman nerede ise rahatsız olmaktayız. Birilerinden utanarak uzak kaldığımız günahları,birilerinden uzaklaştıkça yapar olduk. O birilerinin içinde ne yazık ki melekler, yazıcı melekler yoktu. Rabbimizin bizi izlediği inancı da zayıflamıştı. Tüm gayretlerimiz ve paniklemelerimizin sebebi fotoğraflarla çekilebilme imka-nına sahip olan günahlarımız için olmaktadır. Teknik aletlerin, röntgen ve ultrasonların görmekte ve kopyalamakta aciz kaldığı sinsi günahlar için özel ve ciddi gayretlerimiz yok denecek kadar azalmış durumda.

Günah konusunun temeline inelim:
Günahlara mahkûm olunmasında , çevre tesirinin payı büyüktür. Yalan, gıybet, hile, rüşvet, iki yüzlülük vb. gibi çirkin günahların oluşmasında baskı ve dayatma söz konusudur. Bu baskı dayatma ister aile ortamında, ister devlet yönetiminde olsun farketmez. İbni Haldun isimli sosyolojik hadiseleri yorumlamakla ün salmış İslam âli-mimizin tespiti tüyler ürperticidir:
“Eğer melik (yöneticiler), kahhâr olur, ağır cezalar ile milleti ezer, gizli teşkilat v.s yollarla halkın ayıplarını araştırır, hatalarını tesbit etmeye çalışırsa, herkesi korku ve zillet sarar. İnsanlar kendini kurtarabilmek için yalan, dolan ve hilelere başvururlar. Artık bu kınanmış haller onlar için sabit bir huy haline gelir, basîretleri körleşir, karakterleri bozulur.” İbni Haldun : Mukaddime : 188

İmtihan kimliğimizle, günahlara karşı tavrımızın ne olacağı bellidir:
İnsanı günaha sevkeden faktörlerden birisi dış etkiler olduğunu, yukarıdaki örnekte gördük. İkinci faktör ise, insanın yapısında bulunan meyil ve arzulardır. İnsan mala, kadına, çocuğa, paraya meyilli olarak yaratılmıştır. İlgili meyilleri kontrol ve denetim altında tutmazsak, neticesi günaha dayanır. Bakalım yapımızdaki arzulara, isteklere, me-yillere.

İNSAN BÜNYESİNDE İKİ ZIT KUTUP SAVAŞMAKTADIR


Bu mücadelenin bir cephesinde;
Kabalık
Riyâkârlık
Kibir
Zulüm
Nankörlük
Acelecilik
Cimrilik
Haset

Savaşın diğer cephesinde ise;
Kibarlık, Nezâket
İhlas, Samîmiyet
Mütevâzilik
Adâlet
Teşekkür, Şükür
Teenni
Cömertlik
Razı olmak

İnsan işte bu savaşta, Kur'an, sünnet, irade ve akıl ile galibiyeti hedefleyip, zafere kavuşmalıdır. Yok-sa varacağı yer cehennem olur.
İslamiyet, insanın;
Acelecilik yönünü, Teenni ile
Nankörlük yönünü, Teşekkürle
Zâlimlik yönünü, Adâletle
Cimrilik yönünü, Cömertlikle
Zayıflık yönünü, Kuvvetle
Kabalık yönünü, Nezaketle
Riyâkârlık yönünü, İhlasla
Kibirlilik yönünü, Mütevâzilikle
terbiye ederek, eğitir.
Yukarıdaki örnekleri içimize sindirmek için Hz. Mevlânâ'nın şu sözünü iyi kavramalıyız:

“ Ey Sâlik! Musâ ve Firavun olmak, senin varlığında mevcuttur. Bu iki hasmı - düşmanı - kendinde aramak gerek.”
Firavunluk özellikleri olarak gördüğümüz menfi olumsuz yönlerimiz eğitim tezgâhından geçmediği müddetçe, ilgili özelliklerin rehberliğinde çok, hem de çok günahlara imza atarız. Bundan kur-tulmanın yolu, Musâ'lık yönlerimizi kuvvetlendirmek ve vücut ikli-mimize Kitap ve Sünnetin hakim olmasını sağlamanın mücadelesini vermektir.

Cumhuriyet döneminde işlenen günahları, günahları işleyen günahkârları, bu sahanın dışında tutmak gerekir. Çünkü Allah katından gelen gerçekleri örtbas etmek, farzları ve haramları birbirine karıştırmak, otoritede sadece Allah'ı kabul etmek, yol ve örnek olarak Kitabın referans verdiklerine tabi olmak gibi temel günahlar, içki, kumar, zina, fuhuş gibi günahlarla bir tutulamaz.

İtikadi boyutu olan günahlar, şirk olarak tanımlanır ve şöyle dile getirilir: “ Allah'a ortak koşan, bile bile büyük günah işlemiş olur.”4 Nisa, 48Her günahkârı bağışlayacak olan Rabbimiz, kendisine ortak koşan müşrikleri bağışlamayacaktır: Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz.” 4 Nisa, 116

Günümüzde hiçbir insan ken-disine müşrik denilmesini istemez ve sevmez. Ama Yusuf Suresinin 106. ayeti hiç de böyle değil: .“Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler" Görülüyor ki, müşriğin inancında Allah'ı inkâr yoktur. Allah'a iman ettiği halde, Allah'a ait bir takım özellikleri kendisinde görme hali vardır.

Netice :
Günah, ters amel, uygunsuz fiil, vicdanı rahatsız eden suç ve ka-bahat demektir. Nefsimize ve dış çevreye uyarak işlemiş olduğumuz suçları, kabahatları, uygunsuz amelleri iyiliğe, güzele, doğruya çevirmenin yolu, tevbe ve istiğfardan geçer. İster klasik manada ve ister çağdaş anlamla anlaşılarak işlenen günahlardan uzak kalmak o kadar da zor değildir.

Çünkü Rabbimiz bizlere kitabını, Rasülünün sünnetini, akıl ve irade gibi ni-metleri vererek her türlü bâtıla, yanlışa, günaha karşı koyacak im-kan ve nimetlerle donatmıştır. Ümidimizi kaybetmeksizin, gizli ve açık, sinsi ve kaypak nitelikli olan her türlü fikirlerden, oluşumlardan, icraatlardan uzak kalacak güce ve yetkiye sahibiz. Mazeret üretmeden ve imanımızı, ruhumuzu kirletmeden vereceğimiz mücadele, hizmet ve cihadın zirvesidir bunu unutmayalım. Günahlara mahkum olarak değil, onlara galip gelerek yaşamayı hedefleyelim.

Farz veya haram olarak nitele-nen ilahi buyrukların ihlal edilmesini büyük günahlardan sayan dinimiz, bu suçu işleyenleri tevbeye davet etmiştir. Başörtü yasağı, buna canlı ve taze bir örnektir. Bu suçu işleyen kim olursa olsun, günahkârdır ve bu günah kişinin ferdi hayatından ziyade, toplumsal kim-liğini ilgilendiren bir husustur.

Burada üzerinde durulacak husus şudur: Günahın büyüklüğünden veya küçüklüğünden ha-reket etmeyerek, kime karşı yapıldığının hesabı üzerinde durulmalıdır.

Ribat Dergisi / Ağustos 2006

Bu yazı 29/05/2008 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Yazarın Diğer Yazıları

  1. GÜNAH
  2. GERÇEK MÜ'MİN
Yazarlar
Hekimoğlu İsmail
HAKİKİ DOSTUMUZ NAMAZ
Ahmed Şahin
İSLAM'A HİZMET, İNSANA HİZMETLE OLUR !
Fethullah Gülen
GÖRÜLMEMİŞ HESAPLARLA ÖTEYE GİTMEYİN !
Abdullah Aymaz
BU BAŞKA BAHAR
Hayrettin Karaman
TASAVVUF VE TARİKATLER
Mehmed Paksu
MİRAC
Abdullah Büyük
GÜNAH
Necmettin Şahiner
Şaban Döğen
EŞSİZ BİR LEZZET
Necdet İçel
AKIL VE VAHİY
Cevat Akşit
Mustafa İslamoğlu
SORU SORMANIN USUL VE ADABINA DAİR
Ahmed Akgündüz
EFENDİMİZ'DEN MEKTUP
Sefa Saygılı
İNANÇ, İYİLEŞTİRİR.