Son Dakika: WEB SİTESİ OLMAYANLARA FIRSAT
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim
Arşiv Online Ziyaretçi: 1649 kişi  
Güncel
Ayetler
Hadisler
Tarikatlar
Cemaatler
Soru-Cevap
Sonsuz Nur
Halifeler
Alevilik
Kadın Hakları
İslamda Cinsellik
Tesettür
Medya
Dergiler
Kitaplar
Kur'an Dinle
Mustafa İslamoğlu
Araştırmacı-Yazar
mislamoglu@nurkoy.net

SORU SORMANIN USUL VE ADABINA DAİR


Soru soranla cevap verenin konumları açısından soru dört çeşittir :

1.
Alimin alime sorusu:
Bu dinleyenlere öğretmek, doğruluğunu test etmek, müzakere ve mübahase etmek için sorulur. Hz. Cebrail’in Hz. Peygamber’e sorduğu “İman nedir?”, “İslâm nedir?”, “İhsan nedir?” soruları bu türdendir.

2. Alimin cahile sorusu:
Bu, soru yoluyla öğretme usulünün gereğidir. Muhataba ya bilmediğini öğretmek, ya yanlış bildiğini düzeltmek, ya da üçüncü şahıslara bir bilgiyi iletmek için kullanılan yöntemdir. Soruyu soran cevabı vermek için sorar. Rabbimizin vahiy yoluyla “Sizi kurtaracak kârlı bir ticaret önereyim mi?”, “Ona adaş birinin varlığını biliyor musun?” gibi sorular buna örnektir.

3. Cahilin cahile sorusu:
Bu sorudan bir şey çıkmaz. Tıpkı “Üçayaklı hayvanın adı nedir?” gibi abes bir iştir. Cahilin muhatabı olan cahilde uyandıracağı bilme merakı ihtimali, bu tür bir soruyu nisbeten anlamlı kılabilir.

4. Cahilin alime sorusu:
Asıl soru budur ve vahyin “Bilmiyorsanız bilgi sahibi (ehl-i zikr) olanlardan sorun!” emrinden anlaşılması gereken de bu tür sorudur.

Bu dördüncü maddeye giren sorularda yapılmaması gereken usul hataları şunlardır:

1.
İlle de aklımızdakini onaylatmak için soru sormak: Yani: “Bana öyle bir cevap ver ki, mutlaka benim aklımdaki, ya da hoşlanacağım, ya da işime gelen bir cevap olsun”. Allah alimlerimize yardım etsin. Bazıları, istedikleri cevabı alıncaya kadar ısrar eder. Bazıları bunun için cevap sahibini sıkıştıracak kadar gözünü karartır. Bazıları, istedikleri cevabı alamayınca muhatabını suçlayacak kadar saygısızlaşır. Bu yapılan en yaygın usul ve üslup hatalarından biridir. Bu, hem bilginin kendisine, hem sorulan kimseye saygısızlıktır.

2.
Soru sormakla muhataba lutfettiğimizi sanmak: Bu tipler gerçekten gariptir. Asıl riski soru soranın değil cevap verenin aldığını düşünmez. Mesele dini bir meseleyse, cevap veren alimin ağır bir manevi sorumluluk altında ezildiğini, o baskıyı tüm hücrelerinde hissettiğini bilmez. Beyimizin soru sorması bir lütuftur. Soru sorduğu alime minnet etmek şöyle dursun, onu minnet altına almaya kalkar. “Cevap vermeye mecbursun” havasıyla sorar sorusunu. Bir de vereceği cevaba itibar ettiğini söylemesi yok mu, hepsine tüy diker. Sanki insanın itibar etmediği birine mesele sorması normalmiş gibi.

3.
Alimin hiçbir işi gücü olmadığını, “Yar bana bir soru” diye sabahlara kadar ekranlara göz diktiğini zannetmek: Köroğlu “Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” demiş ya, internet çıktı adab ve erkan daha da bozuldu. Ömründe bir kez bile karşılaşmamış, dahası kim olduğunu bilmiyor. (Kimliğini gizleyerek veya takma adla kimliğini saklayarak soru sorana zaten cevap verilmez.) Sorusu en basit nezaketten dahi yoksundur. Daha önce verdiği cevapları araştırmamış, bulma, okuma, dinleme, seyretme zahmetine dahi katlanmamışız. Bir de “Delil de isterim” diye tutturursak, üzerine tüy dikmiş olmaz mıyız? Alimin meşguliyeti başından aşkınmış, nefes alacak vakti yokmuş, iki ayağı bir pabuçtaymış… Bütün bunlar bizi ırgalamaz. Biz “ona soru soran tek kişiyiz” ve o da bize cevap vermekten başka işi olmayan bir “makine”. Bazen bir soru yetmiyor, bir tek mesajda 5 hatta 10 soru sıralıyoruz. Bu sorular içinde “evet-hayır” soruları hemen hiç yok. Bazıları kitaplık çapta cevap isteyen sorular. Muhatabımızın hal-i pür melalini bir düşünebiliyor muyuz? Hele bir de o konuda oturmuş yıllarını verip bir eser, günlerini verip bir ilmi makale üretmiş ve biz onu okuma zahmetine dahi katlanmadan bunu yapmışız… Vah ki vah!

4.
Kırk akıllının kırk yıl cevaplayamayacağı soruyu bir delinin birkaç saniyede sorabileceği gerçeğini unutmak: Bizim kolayca sorduğumuz öyle sorular var ki, alim onu cevaplamak için bazen günlerce dirsek çürütür, bazen kök söker, bazen yürek ve zihin teri döker. Bazı sorularımız soru soran açısından netameli değildir, ama cevap veren açısından netamelidir. Bazı sorularımız çok özeldir. Çok özel soruların çok özel tanışıklık gerektirdiği unutulur veya göz ardı edilir. Mücadile suresinde geçtiği gibi, Rabbimiz Hz. Peygamber’den yerli yersiz özel görüşme talep ederek onu meşgul edenleri durdurmak için “Necva sadakası” mecburiyeti getirmişti. Bu aslında önder ve rehber konumundaki şahsiyetlerden “mesai çalma bedeli” idi. Bununla şu mesaj veriliyordu: O size Allah rızası için zaman ayırıyor. Madem öyle, haydi o zaman siz de Allah rızası için muhtaçlar için bir sadaka ödeyin! Fakat biz bazen muhatabımızı saatlerce meşgul edecek mesaisini alıyor da bir teşekkürü bile çok görüyoruz. Hatta bazılarımız sıkılmadan dönüp bir de beğenmediği cevaptan dolayı tariz ve sitem etmeye yelteniyor.

5.
Alimlerimizin de etten ve kandan bir beşer olduğunu unutmak: Bir soruyoruz, cevap alıyoruz. Ardından aklımıza bir şey esiyor ona da cevap alıyoruz, ardından aklımıza esen tüm soruları hiçbir zahmete katlanmadan sıralıyoruz. Eğer cevap alamazsak sanki alimlerimizi çarçur etmek hakkımızmış gibi çıkışıyoruz. Bazen kızdırana kadar çabalıyor, kızınca da ona Peygamberimizi örnek göstererek güya haddini bildirmeye çalışıyoruz.

Allah alimlerimize sabrı cemil ve ecri cezil lutfetsin, biz ilim taliplerine de kadir kıymet bilmeyi nasip etsin.
05.06.2008

Bu yazı 30/05/2008 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Yazarın Diğer Yazıları

  1. SORU SORMANIN USUL VE ADABINA DAİR
  2. YÜREKTEN "BİTTİM YA RAB ! " DİYENE
  3. EMANETİ EHLİNE VERMEK
  4. RECEP, ŞABAN ve RAMAZAN
  5. ANMAK MI, ANLAMAK MI, YAŞAMAK MI?
  6. PEYGAMBERİMİZ BİZİM İÇİN HAYATTIR
  7. ZAFERİ MÜMİNCE KUTLAMAK
  8. TUT BİZİ EY ORUÇ !
  9. ÖMRÜ RAMAZAN OLANIN AHİRETİ BAYRAM OLUR
  10. KULUN SÖZÜ BİTER, AMA O'NUN SÖZÜ BİTMEZ
  11. HAYAT HİCRET'TİR
  12. İSLAM'A ANA KAPISINDAN GİRMEK
  13. ELDE VAR AŞK...
  14. ÇOĞULCULUK İLAHİ BİR KANUNDUR.
  15. RAHMAN'IN MERHAMETTEN MAHRUM KULLARI
  16. VİCDAN OLMADAN İMAN OLUR MU?
Yazarlar
Hekimoğlu İsmail
HAKİKİ DOSTUMUZ NAMAZ
Ahmed Şahin
İSLAM'A HİZMET, İNSANA HİZMETLE OLUR !
Fethullah Gülen
GÖRÜLMEMİŞ HESAPLARLA ÖTEYE GİTMEYİN !
Abdullah Aymaz
BU BAŞKA BAHAR
Hayrettin Karaman
TASAVVUF VE TARİKATLER
Mehmed Paksu
MİRAC
Abdullah Büyük
GÜNAH
Necmettin Şahiner
Şaban Döğen
EŞSİZ BİR LEZZET
Necdet İçel
AKIL VE VAHİY
Cevat Akşit
Mustafa İslamoğlu
SORU SORMANIN USUL VE ADABINA DAİR
Ahmed Akgündüz
EFENDİMİZ'DEN MEKTUP
Sefa Saygılı
İNANÇ, İYİLEŞTİRİR.